9 Aralık 2012 Pazar

Pinokyo'nun Burnu

Hepimiz biliriz hikayeyi,

Gepetto Usta'nın hünerli elleri tarafından yaratılmıştır Pinokyo.

Bir özelliği de vardır, yalan söyleyince burnu uzamaktadır. Buraya kadar olan kısmı herkes bilir. Fakat ilginç olan kısım, Kim Beş Yüz Bin İster yarışmasındaki sorudur. Soru şöyle;

Carlo Collodi'nin Pinokyo adlı kitabın orjinalinda Pinokyo'nun sonu nasıl bitmektedir?

a. Burnu kesilir
b. Ağaç fidanına dönüştürülür.
c. Odun olarak yakılır.
d. İdam edilir.

Doğru cevap, idam edilir olarak çıktı fakat işin bana garip gelen kısmı, ahşaptan yapılan bir figürün ceza olarak yakılmak yerine idam edilmesidir.


30 Kasım 2012 Cuma

     Sokağa çıkıp bir sürü insana sorsanız, fırsatınız olsa Türkiye'den ayrılıp gider misiniz diye, bunların bir çoğu evet giderim der. Çünkü genel anlamda sevmezler Türkiye'yi, kaçıp kurtulmak isterler. Yeni bir hayata başlamak, daha iyi ekonomik koşullara sahip olmak. Evet bu bir gerçek, bir çok Avrupa ülkesinde gurbetçi vatandaşlarımız yaşıyor ve baya da iyi para kazanıyorlar. Ekonomik koşulları ve refah seviyeleri bize göre daha iyi olabilir. Fakat, ruh yok orda, Türkiye'de olduğu gibi duygu yok, aitlik yok.
 
      Şimdi bugün bir İETT otobüsünde karşılaştığım bir olaydan bahsedeceğim kısaca,

      Ben otobüse ilk duraktan bindim ve 2.sırada cam kenarındaki koltuğa oturdum, birkaç durak sonra bir adam biniyor, basıyor akbilini ama makina onay vermiyor, adam unutmuş doldurmayı. Soruyor adam yakınındakilere fazla akbili olan var mı diye, parası karşılığında kullanmak için ama kimsede çıkmıyor. Bende de aylık akbil var, başkası için basamıyorum. Adam anlatıyor durumu kaptana, kaptan kapnın yanında durmasını, durakta yeni binenlere sormasını söylüyor, el-kol hareketlerinden bu anlaşılıyor. Bir kaç dakika sonra durakta yeni yolcular biniyor ve adam sormaya başlıyor ve sonunda bir adam tamam ben basarım diyor. Fakat adam dikkatimi çekiyor, 40 yaşlarında bir aile babası, belli ki çocuk okutuyor, masrafı çok, geliri az olanlardan. Akbili basıyorlar, 2 bilet alıyor makina diğer adam için de, çünkü otobüs karşıya gidiyor ve daha pahalı. İlk adam 20 lira uzatıyor adama, 5 liram yok burdan al diyor. Diğer adam bir düşünüyor, bakıyor cebine ve sadece 2 adet 10 lira çıkıyor. Belli ki birkaç gün daha o 10 lira ile idare edicek. Adama diyor ki bozamam onu bozukluğum yok, adam bende de yok diyor, napcaz?
    Akbilini veren adam: "Senin CANIN SAĞOLSUN boş ver parayı" diyor. Ben anlıyorum, cebindeki 20 lirasının 5 lirasını yok yere harcıyamayak kadar zor durumda, ama yine de "CANIN SAĞOLSUN" diyor.
    Bizim insanımız gerçekten iyi insan...

26 Kasım 2012 Pazartesi

Google Effect

Bir yerde okudum çok yakın zamanda, belki bir gazeteydi, belki de bir dergi. İlgimi çeken bu küçük anektodtan bahsetmek istiyorum.

1990ların ikinci yarısında başlayan bilişim patlamasıyla birlikte bilgiye ulaşma hızı inanılmaz seviyede arttı. Ansiklopedilerin devri bile kapandı, artık tozlu raflarda dekor görevi görüyorlar sadece.

Amerika'da yapılan bir araştırmaya göre, insanlar bilgiye bu kadar kolayca saniyeler içinde ulaşmaya o kadar alışmış ki, beyin çevrede oluşan bilgilerin bazılarını bir güzel filtreliyor ve kolayca tekrardan ulaşabileceği, saniyeler içinde erişilebilecek bilgileri hafızada depolamıyor. Misal, ülke başkentleri ya da bunun gibi spesifik bilgiler.

Buna da "Google Effect" yani "Google Etkisi" deniyor ve bir bakıma modern zamanların evrimi olarak gösterilebilir.


Vapur sadece bir ulaşım aracı değildir.

Ne zaman İstanbul'u dusunsem vapur gelir aklima.
     En sevdigim de besiktas-kadikoy vapuru.

2009 yiliydi, benim icin cok ozel olan, o anda pek farkedemesem de hayatimi sonsuza kadar degistirecek olan o meshur yil. insanin hayatindaki yol ayrimlarindan, virajlardan bir tanesi.
Bir hocam vardi universitede,beyaz saclariyla yillara meydan okurdu, yasayan bir tarih gibiydi adeta. Cok hosuma giden bir sozu vardi onun. "İnsanin hayat akisini komple degistirebilecek virajlar vardir" derdi. Ama oyle keskin virajlarin sayisi 5-6 yi gecmezmis. Benim virajim da 2009 yili, benim virajim da istanbul. Belki de milyonlarca insanin viraji oldugu gibi.


Ev tutmak icin gelmistik istanbula, abimle yasiycaktim bundan sonra, anadolu yakasinda.sevmistim de bu fikri, her gun deniz, her gun bogaz, her gun vapurda cay, hem de buyugunden, yaninda da tost, bazen ise simit. İnsan dunyaya bir kere gelir derdi abim vapurda cay alirken, keyfini cikar.
İste o geldigim ilk gun ogrendigim ilk seydi vapur, her saat vardi , ceyrek gece ve ceyrek kala hareket ederdi. Bu kadar basit.



     Birey olmayi ogrendim ben vapurda, gozlem yapmayi ogrendim. Hep bir fikrim oldu karsimda oturan hakkinda, kah genctiler, kah yasli, farketmez. Hikayelerimde oynadilar 25 dakika boyunca. Ama hic bitmedi o hikayeler.